“Büyük acılar yaşadığımız 17 Ağustos depreminin üzerinden 18 yıl geçti. O gün ve sonrasında yaşadıklarımız dün gibi aklımızda. O büyük faciada hayatını kaybeden insanlarımızı rahmetle anıyoruz.
Gerek bina kalitesi, gerek kentleşme, gerek ilkyardım ve deprem sonrası organizasyon olarak ne kadar aciz olduğumuzu gösteren bir gündü 17 Ağustos.
Büyük bir felaketin acılarını azaltmanın, hafifletmenin tek bir yolu vardır; aklı ve bilimi egemen kılmak. Büyük deprem sonrası uzmanların İstanbul’a dair uyarıları başlarda ciddiye alındı ve önemli çalışmalar yapıldı. Ancak ne yazık ki, bir İstanbul Milletvekili ve bir yüksek mühendis olarak üzülerek ifade ediyorum, geçen 18 senede İstanbul’un kent yönetiminde aklın ve bilimin uygulandığını söylemek güç.
İstanbul, plansız yürüyen imar politikalarının ve ranta teslim edilen bir şehirciliğin merkezi haline geldi. Olası bir büyük İstanbul depreminde insanlarımızın kullanacağı deprem toplanma alanları bugün ya AVM ya da çok katlı yapılarla dolmuş durumda.
Bizler bu deprem toplanma alanlarının nereler olduğunu çok iyi biliyoruz. Ama bugün Belediye ve İktidar partisi bu alanları kamuoyunun bilgisinden gizlemeye uğraşıyor.
Ayrıca şehrin büyük bir altyapı ve trafik sorunu bulunuyor. Yapılan köprüler, üst-alt geçitler, tüneller sorunu çözmüyor, sadece öteliyor. Artık İstanbul’da bir yerden bir yere gitmek işkenceye dönüşmüş durumda.
Şehrin altyapısının ne kadar yetersiz olduğu, yağan her yağmurda gözler önüne seriliyor. Tsunamide bile sığınak olabileceği iddia edilerek yapılan Avrasya Tüneli, yağmur sularıyla doluyor.
Dünyanın en güzel kentini bu hale getirmeye kimsenin hakkı yoktur.
2019 yılında yeni bir umut var. İstanbul’umuzun önümüzdeki yerel seçimlerde ranta değil insana önem veren bir kent politikasını seçeceğine inanıyorum.”