ULUSLARARASI İŞ VE MESLEK SAHİBİ KADINLAR FEDERASYONU (BPW) İNFAZ DÜZENLEMESİ BASIN AÇIKLAMASI
700 milyon çocuk gelinin olduğu, her yıl 15 milyon kız çocuğunun zorla evlendirildiği bugünün dünyasında, çocuk yaşta yapılan evliliklere engel olunmazsa, çocuk gelinlerin sayısının 2050'ye kadar 1.2 milyara ulaşacağı tahmin edilmektedir. Bu korkunç tablo, çocuk evliliklerinin insan hakları ihlalleri çerçevesinde değerlendirilmesi gereken evrensel bir sorun olduğunu göstermektedir.
Toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanmasını hedefleyen 5 No’lu sürdürülebilir kalkınma hedefinin 3 No’lu alt maddesi doğrudan, 'Çocuk yaşta ve/veya zorla yapılan evliliklerin ve kadın sünneti gibi zararlı uygulamaların’ ortadan kaldırılmasına ayrılmıştır. Ayrıca, yoksulluk, sağlık, eğitim, beslenme ve gıda güvenliği, ekonomik büyüme ve eşitsizliklerin azaltılması ile ilgili olarak yapılandırılan diğer sürdürülebilir kalkınma hedeflerine ilişkin ilerleme sağlanabilmesi için de çocuk yaşta yapılan evliliklerin engellenmesi zarûridir.
İstanbul Sözleşmesi’nin uygulamasını izleyen mekanizma olan GREVIO’nun hazırladığı raporda; Türkiye’deki kadınların yüzde 25’inden fazlasının 18 yaşından önce evlendirildiği, hatta bu oranın kırsal bölgelerde yüzde 32’ye kadar yükseldiği belirtilmektedir.
Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde çoğunluğu teşkil eden AK Parti, çocuk istismarcılarının cezasını iki katına çıkarmış ve tecavüzcülerin mağdurları ile evlenmeleri durumunda cezadan kurtulmalarını sağlayan yasayı 2004 yılında kaldırarak çok doğru bir adım atmıştı. Ancak daha sonra atılan yanlış adımlar nedeniyle aradan geçen 16 yıla rağmen, “çocuk gelinler” konusu, ülkemiz için büyük bir sorun olmayı sürdürmüştür.
Koronavirüs ile mücadele kapsamında günlerdir konuşulan yeni infaz düzenlemesine ilişkin kanun teklifinin, TBMM Genel Kurulu’nda kabul edilerek yasalaştığını biliyoruz. Her ne kadar cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçlar kapsam dışı bırakılıyor gibi görünse de; bu suçtan mahkûm olanlara verilen cezanın infaz edilmesi veya koşullu salıverilmelerine ilişkin değerlendirmeler, Cumhuriyet Başsavcısının veya belirlenecek bir Cumhuriyet Savcısının başkanlığında görev yapacak olan İdari ve Gözlem Kurulu’nun inisiyatifine bırakılmıştır.
Gelinen aşamada, yıllardır yapılan yanlış uygulamalar ile hukûkun defalarca geçersiz kılınıldığını unutmamalı ve takipte kalmalıyız. Çünkü o günlerden bu yana “Mağdur şikâyetinden vazgeçti, birbirlerini seviyorlar, ailelerin rızası var, evlendiler, mahkûm edersek aile yapısı zarar görecek” gibi gerekçelerle verilen birçok beraat kararı bulunmaktadır.
Bu gibi durumlarda, 2006/17 sayılı 4 Temmuz 2006 tarihli genelgenin ve “Erken Yaşta ve Zorla Evliliklerle Mücadele Strateji Belgesi ve Eylem Planı”nın (2018-2023) neden uygulanmadığını sorgulamalıyız.
Bu mücadele; sadece kadınlara ya da kadın örgütlerine bırakılmamalı! Toplumun tüm duyarlı bireylerini bu akıl ve insanlık dışı girişimlerin kanunlar ile güçlendirilmesini engellemek için harekete geçmeye davet ediyoruz.
Kamuoyuna duyurur, saygılarımızı sunarız.
ÇOCUK EVLİLİKLERİ RAPORU
Hazırlayan: Dr. Arzu ÖZYOL / Kalkınma Politikaları Uzmanı - Aktivist
Uzman Görüşü: Uzm. Psikolog Esra SAVAŞAN
AB Temel Haklar Şartı'nın 9. maddesinde belirtildiği üzere, evlenme hakkı konusunda yasama yapmak üye devletlere bırakılmıştır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, ulusal yasalara göre “evlenme çağındaki” kişilerle evlenme hakkını garanti eder (Madde 12). 4 No'lu Genel Yorumda; Çocuk Hakları Sözleşmesi Komitesinin hem kız hem de erkek çocuklar için (ebeveyn izni olsun veya olmasın) asgari evlilik yaşının, 18 olarak kabul edilmesini tavsiye ettiği belirtilmektedir.
Evlenme yaşı, Türk Medeni Kanunu'nun 124. maddesinde erkekler ve kadınlar için 17 olarak belirtilmektedir. Hâkim, olağanüstü durumlarda ve önemli bir sebeple 16 yaşını doldurmuş olan erkek veya kadının evlenmesine izin verebilmektedir(Karardan önce anne ve baba veya vasî dinlenmektedir).
Dolayısıyla en geniş anlamıyla, evlilik akdi 18 yaşından küçük kişiler arasında gerçekleşiyorsa, bu evliliğin “erken evlilik” olarak kabul edilmesi gerekmektedir.‘Girls Not Brides’ isimli sivil toplum örgütünün yaptığı bir araştırma sonuçlarına göre her 2 saniyede, bir kız çocuğu zorla evlendirilmektedir. Raporda verilen bilgilere göre, yılda 15 milyon kız çocuğunun zorla evlendirildiği ve en az 700 milyon çocuk gelin olduğu anlaşılmaktadır. Kız çocuklarının erken yaşta evlendirilme oranına göre Nijer ilk sırada yer alırken, sayısalüstünlüğün Hindistan’da olduğu görülmektedir. Kültür, etnisite ve dini etkenler baz alındığında ise dünyada farklılık gösteren erken yaşta evlendirilme oranının en çok görüldüğü bölgenin Afrika olduğunun belirtildiği raporda, sırayı Uzakdoğu ve Güney Amerika’nın izlediği ifade edilmektedir.
Her yıl 15 milyon kız çocuğu erken yaşta evlendirilerek sürdürülebilir kalkınmanın önünde engel teşkil eden eşitsizlik, güvensizlik döngülerinin devamına katkıda bulunulmaktadır. Çocuk yaşta evlilikler; ülke, kültür, din, etnik köken ayrımı olmaksızın Afrika’dan, Asya’ya, Orta Doğu’dan Latin Amerika’ya kadar tüm dünyayı etkileyen küresel bir sorun niteliğindedir. Çocuk yaşta yapılan evliliklere engel olunmazsa, çocuk gelinlerin sayısı 2050'ye kadar 1,2 milyara ulaşacaktır.
SÜRDÜRÜLEBİLİR KALKINMA ve ÇOCUK EVLİLİKLERİ
Çocuk evlilikleri ile yeterli mücadele yapılmaması nedeniyleBinyıl Kalkınma Hedeflerinden (BKH) altısının başarısınınengellendiği anlaşılmıştır. Elde edilen veriler bu konuda ciddi tedbirler alınmasının bir gereklilik olduğunu ortaya koyunca, toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanmasını hedefleyen 5 No.lu Sürdürülebilir Kalkınma Hedefi’nin 3 No.lu alt maddesi doğrudan, 'Çocuk yaşta ve/veya zorla yapılan evliliklerin ve kadın sünneti gibi zararlı uygulamaların’ ortadan kaldırılmasına ayrılmıştır. Bu bağlamda, Hedef 5.3 çocuk evliliklerinin küresel olarak azaltılması konusunda kritik öneme sahiptir. Ayrıca yoksulluk, sağlık, eğitim, beslenme ve gıda güvenliği, ekonomik büyüme ve eşitsizliklerin azaltılması ile ilgili olarak yapılandırılan diğer sürdürülebilir kalkınma hedeflerine ilişkin ilerleme sağlanabilmesi için de çocuk yaşta yapılan evliliklerin engellenmesi zarûridir.
Çocuk evliliklerini sonlandırmadan, 16 Sürdürülebilir Kalkınma Hedefi’nden sekizine ulaşılması mümkün değildir.
Sürdürülebilir Kalkınma Hedefi |
Çocuk evlilikleri ile bağlantısı |
Hedef 1 – Yoksulluğa Son |
Çocuk evlilikleri, aile içi yoksulluk ile bağlantılıdır ve nesiller boyunca yoksulluk döngülerinin devamına yol açar. |
Hedef 2 – Sıfır Açlık |
Çocuk gelinlerde ve dünyaya getirdikleri çocuklarında beslenme yetersizliği nedeniyle doğan sonuçlar sıklıkla görülür. |
Hedef 3 – İyi Sağlık ve Refah |
Çocuk evlilikleri, daha yüksek anne ve bebek ölümleri ve ciddi hastalık risklerini beraberinde getirir. |
Hedef 4 – Kaliteli Eğitim |
Çocuk evlilikleri kız çocuklarının eğitimi önünde ciddi bir engeldir. |
Hedef 5 – Cinsiyet Eşitliği |
Erken evliliklere engel olunması cinsiyet eşitliğinin sağlanması ve kadınların güçlenmesini beraberinde getirir. |
Hedef 8 – Ekonomik Büyüme |
Çocukken evlenen kadınların işgücüne katılma olasılığı daha düşüktür. Çocuk evlilikleri, modern kölelik biçimlerini ve çocuk sömürüsünü beraberinde getirir. |
Hedef 10 – Eşitsizliklerin Azaltılması |
Çocuk evlilikleri yoksul, kırsal ve dezavantajlı nüfusları orantısız bir şekilde etkilediği için eşitsizliği ve yoksulluk döngülerini güçlendirir. |
Hedef 16 – Barış, Adalet, Güçlü Kurumlar |
Çocuk evliliklerine son vermeden çocuklara yönelik şiddeti (Hedef 16.2) sonlandıramayız. |
HEDEF 1 – YOKSULLUĞA SON: Çocuk evlilikleri, aile içi yoksulluk ile bağlantılıdır ve nesiller boyunca yoksulluk döngülerinin devamına yol açar.
Küresel yoksulluğu azaltmak için çocuk evlilikleri ilemücadele etmek çok önemlidir. Çocuk evlilikleri ağırlıklı olarak yoksul ülkelerde, bölgelerde yaşanmaktadır. Yoksul ailelerden gelen kızların, 18 yaşından önce evlenme olasılığı varlıklı ailelerin kızlarından iki buçuk kat daha fazladır. 18 yaşından önce evlilik yapan kızların hayatları boyunca yoksul kalma oranları diğerlerine göre 2 kat fazladır. Çocuk evlilikleri kızların okul dışı olma olasılığını çok büyük oranda arttırdığı için bu kadınlar işgücü piyasasına katılımları az olur ve/veya daha düşük kazanç sağlar. Bu durum kadınların kendileri, aileleri ve ülkeleri için müreffeh bir gelecek inşâ etmelerini engellemektedir.
HEDEF 2–SIFIR AÇLIK: Çocuk gelinlerde ve dünyaya getirdikleri çocuklarında beslenme yetersizliği nedeniyle doğan problemler sıklıkla görülür.
Gıda güvensizliği ve yetersiz beslenme, çocuk evliliklerinin hem nedeni hem de sonucu olabilir. Sınırlı yiyecek kaynağı olan aileler, kızlarını erken evlendirerek evlerindeki birey sayısını azaltma yoluna gidebilirler. 15 yaşın altındaki kızlar için erken ve sık hamileliklerdaha olasıdır. 15 yaşın altındaki kızlardan doğan bebeklerin düşük doğum ağırlığına sahip oldukları ve anne karnında yetersiz beslendikleri içinbeşinci doğum günlerinden önce ölme riskleri daha yüksektir.
HEDEF 3 –İYİ SAĞLIK ve REFAH: Çocuk evlilikleri, daha yüksek anne ve bebek ölümleri ile ciddi hastalık risklerini beraberinde getirir.
Çocuk gelinlerin durumu daha ileri yaşlarda evlilik yapan kadınların durumları ile karşılaştırıldığında, daha yüksek oranda cinsel ve üreme sağlığı ile ilgili hastalıklardan mağdur oldukları görülmektedir. Örneğin, evli ergen kızlar arasında HIV enfeksiyonu oranı da evli olmayan akranlarından daha yüksek olma eğilimindedir.
Çocuk yaştaki evlilikler, travmatik bir durumdur. Çocuğun fiziksel-duygusal ve sosyal olarak sağlıklı gelişiminisekteye uğratır. Ruhsal bütünlüğünü zedeler ve en önemlisi de, temel güven duygusuna ve bağ kurma yetisine zarar verir. Çocuğun yaşadığı bu travmatik olay ve peşi sıra yaşadığı şiddet ve istismar onun yetişkinlik hayatını da karartır. Sağlıklı, normal ve doyumlu ilişkiler, insanlarla güvenli bağlar kurmak ve hayattan doyum almak neredeyse imkânsız bir hale gelir. Buna bağlı depresyon ve intiharlar sıklıkla yaşanabilmektedir. Sürekli olarak yaşanan bu travmatik durum, çocuğun zihinsel fonksiyonlarında da zayıflamaya neden olur. Bu durum hem kadın için, hem de dünyaya getirdiği çocuklar için olumsuz sonuçlar doğurmaktadır.
Çocuk gelinler doğurganlıklarını kanıtlamak için yoğun sosyal baskı altındadır. Oysaki erken yaşta yaşanan ve/veya sık yaşanan hamilelikler hem kadın hem de bebek için çok risklidir. Her yıl, gelişmekte olan ülkelerdeki 70.000 ergen kız hamilelik ve doğumsırasında hayatını kaybetmektedir. Doğum sırasında yaşanan bebek ölümleri, 20 yaşın altındaki annelerden doğan bebeklerde 20-29 yaş arasındaki annelerden doğan bebeklere göre % 50 daha yüksektir.
HEDEF 4–KALİTELİ EĞİTİM: Çocuk evlilikleri kız çocuklarının eğitimi önünde ciddi bir engeldir.
Çocuk evlilikleri kız çocukların eğitimi için önemli bir engeldir. Çoğu durumda çocuk evlikleri örgün eğitime son verilmesi anlamına gelir. Çocuk evliliği okulu bırakma sebebi olmakla birlikte, okula gitmeyen kızların da erken evlendirilmeleri olasıdır. Eğitimi olmayan kızların, ortaöğretim veya daha yüksek öğrenime sahip olanlara göre 18 yaşına kadar evlenmeleri üç kat daha fazladır.
Okuma yazma bilmeyen annelerin kendileri ve çocukları için uygun sağlık ve beslenme konusunda sahip oldukları bilgi yetersizdir. Ayrıca, eğitimsiz annelerin çocuklarının aşılanma oranı daha düşüktür. Bu durum, 3 no’lu Sürdürülebilir Kalkınma Hedefi’ne ulaşılması anlamında da ciddi engel teşkil etmektedir.
HEDEF 5–CİNSİYET EŞİTLİĞİ: Erken evliliklere engel olunması cinsiyet eşitliğinin sağlanması ve kadınların güçlenmesini beraberinde getirir.
Cinsiyet eşitsizliğinin ortadan kaldırılması içinkadınları ve kız çocuklarının şiddet ve sömürüden uzak özgürce yaşama hakkının teslimi ile mümkündür. Çocuk evlilikleri ile kadınların eğitim, sağlık, istihdam hakları zedelenir. Diğer bir ifadeyle, çocuk evlilikleri, cinsiyet eşitsizliğini alanına stratejik bir giriş noktasıdır. Çocuk evlilik oranları, toplumsal cinsiyet eşitliğine yönelik genel ilerlemenin etkili bir göstergesidir. Çocuk evliliğiyle yapılacak mücadele çerçevesinde normları ve tutumları değiştirerek kız çocuklarının ve kadınların kararlarının, erkek çocukların ve erkeklerin kararları kadar değerli olduğuna ilişkin toplumsal kabul sağlanmalıdır.
HEDEF 8–EKONOMİK BÜYÜME: Çocukken evlenen kadınların işgücüne katılma olasılığı daha düşüktür. Çocuk evlilikleri, modern kölelik biçimlerini ve çocuk sömürüsünü beraberinde getirir.
Kız çocuklarının evlendirilmesi yerine eğitim öğretime devam etmeleri, kadınların resmî işgücü piyasalarınadâhil edilmeleri sadece onların bireysel gelirlerini ve ekonomik güçlenmelerini arttırmakla kalmaz, aynı zamanda ailenin, toplumun ve ulusunrefah seviyesinde de artış sağlar.
Kızlar okula gidebildiklerinde, istihdam edinebilirliklerini arttıracak becerileri öğrendiklerinde kendileri ve aileleri için daha fazla fayda sağlayarak kuşaklar arası yoksulluk döngüsünün kırılmasını sağlayacaklardır. Çocuk evliliklerin ekonomik bir maliyeti vardır. UNICEF'in Nepal'de yaptığı bir araştırma, çocuk evliliklerinin GSYİH üzerinde %3,87 oranında olumsuz etki yarattığı anlaşılmıştır.
HEDEF 10 - EŞİTSİZLİKLERİN AZALTILMASI: Çocuk evliliği yoksul, kırsal ve dezavantajlı nüfusları orantısız bir şekilde etkiler ve eşitsizliği güçlendiren yoksulluk döngüleri yaratır.
Çocuk evliliklerinin yüksek oranda görüldüğü ülkelerin ekonomik, sağlık ve kalkınma koşulları olumsuz yönde etkilenir. Şiddet ve adaletsizlik döngüsü devam eder. Çocukken evli olan kızların, ailelerinde ve toplumlarında yarattıkları etki ve kararlara katılım oranları son derece düşüktür. Çocuk evliliklerinin yaygınlığının ulusal ortalamanın çok üzerinde olduğu sıcak noktalar, genellikle yoksulluk oranının en yüksek olduğu bölgelerdedir. Farklı nedenlerden dolayı kız çocukları ve kadınlar dezavantajlı koşullarda yaşamaktadır. Nüfusa kayıtlı olmayan ve bu nedenle de eğitim ve sağlık hizmetlerinden faydalanamayan kız çocuklarının sayısı çok yüksektir. Resmi nikâh yerine dini nikâh ile evlilikler başlatılır. Birden çok kadın ile yapılan evlilikler görülür. Doğumlar çoğunlukla evde yapılır. Bu koşullar zaten var olan eşitsizlikleri arttırarak var olan yoksulluk döngülerini sürekli kılar.
HEDEF 16–BARIŞ, ADALET ve GÜÇLÜ KURUMLAR: Çocuk evliliklerine son vermeden çocuklara yönelik şiddeti (Hedef 16.2) sonlandıramayız.
Her üç kadından ve kız çocuğundan birinin yaşamları boyunca en az bir kez şiddete maruz kaldığı bilinmektedir. Çocuk evlilikleri bir şiddet türüdür. Birçok durumda ebeveynler, genç yaşta evlenmenin kızlarının yararına olduğuna, evliliğin onların geleceğini güvence altına alacağına, onları fiziksel veya cinsel saldırıya karşı koruyacağına inanarak bu yönde hareket etmektedir. Oysaki çocuk gelinler yaşamları boyunca cinsel, fiziksel ve psikolojik şiddet riski altındadır. Kızlar ve kocaları arasındaki yaş farkı arttıkça, şiddeti yaşama olasılıkları daha da yükselmektedir. Zorla cinsel ilişki ve erken hamilelik, çocuk gelinlerin fiziksel ve zihinsel sağlıkları üzerinde uzun süreli etkilere sahiptir. Çocuk evliliklerini sona erdirmek, çocuklara ve kadınlara yönelik şiddeti sona erdirmek, kızları ve kadınları değersizleştiren ‘ayrımcı cinsiyet normları’ ile tek tek mücadele edilmesini gerektirir.
Çocuk evliliklerinin sona erdirilmesi için güçlü yasal çerçevelerin hazırlanması ve ciddiyetle uygulanması gerekmektedir. Hukukun üstünlüğünü içselleştiren ulusal hükümetler, uluslararası anlaşma koşullarına uyum sağlayacak tüm hukukî alt yapıyı sağlamalı ve bunları yaygın ve sistematik bir biçimde samimiyetle uygulamalıdır.
II. İSTANBUL SÖZLEŞMESİ ve ÇOCUK EVLİLİKLER
Kadınlara Yönelik Şiddet, Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi, bilinen adıyla İstanbul Sözleşmesi, kadına yönelik şiddet ve aile içi şiddetle mücadele amacıyla, Prof. Dr. Feride ACAR tarafından hazırlanmıştır. Türkiye, 12 Mart 2012'de sözleşmeyi onaylayan ilk ülke olurken; Türkiye’yi, 2013-2015 yılları arasında 18 ülke (Andorra, Arnavutluk, Avusturya, Bosna-Hersek, Danimarka, Finlandiya, Fransa, Hollanda, İspanya, İsveç, İtalya, Karadağ, Malta, Monako, Polonya, Portekiz, Sırbistan, Slovenya) takip etmiştir. Sözleşme 1 Ağustos 2014'te yürürlüğe girmiştir. Mart 2019 itibarıyla 46 devlet ve Avrupa Birliği tarafından imzalanmıştır.
İstanbul Sözleşmesi; 1979 yılında, Birleşmiş Milletler tarafından hazırlanan sekiz temel insan hakları sözleşmesinden biri olan ve 2015 yılı itibariyle 189 ülkenin taraf olduğu “Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi’nin (CEDAW) temel alındığı çok kapsamlı bir sözleşmedir. Kapsamındaki her madde kadınlara yönelik ayrımcılığın ortadan kalkması için büyük önem taşımaktadır. Sözleşmenin, erken evlilikler ve tecavüz konularında ilk göze çarpan maddelerine göz atıldığında;
Taraf devletlerin; İstanbul Sözleşmesi kapsamında yer alan herhangi bir şiddet eyleminin (tecavüz dâhil cinsel şiddet, zorla evlilik, zorla kürtaj, zorla kısırlaştırma)gerçekleşmesini müteakiben başlatılan cezaî işlemlerde kültür, gelenek, görenek, din veya “sözde namus”un bu eylemlerin gerekçesi olarak görülmemesi için gerekli yasal ve diğer tedbirleri alma yükümlülüğü vardır (Madde 42)
Taraf devletler; bir kişinin onurunu zedelemek amacıyla veya böyle bir etkiyle istenmeyen sözlü veya fiziksel olarak cinsel nitelikte davranışta bulunmayı, bunların özellikle de tahrik edici, düşmanca, küçük düşürücü, yüz kızartıcı ve kırıcı bir çevre yaratarak yapılmasını cezaî ve diğer yaptırımlara tabî kılmak üzere gerekli hukukî veya diğer tedbirleri alacaklardır (Madde 40)
Taraf devletler; zorla gerçekleştirilen evliliklerin mağdura mâli veya idarî bir yük getirmeksizin feshini, iptalini ve sonlandırılmasını sağlamak üzere gerekli hukukî ve diğer tedbirleri almakla yükümlüdür (Madde 32)
Şiddet içeren eylemlerde, arabuluculuk ve uzlaştırma da dâhil alternatif uyuşmazlık çözüm süreçleri uygulanamaz (Madde 48)
III. TÜRKİYE’de DURUM
İstanbul Sözleşmesi’nin (Kadınlara Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi) uygulamasını izleyen mekanizma olan GREVIO’nun hazırladığı rapora göre: Türkiye’deki kadınların %25’inden fazlasının 18 yaşından önce evlendiği, hatta bu oranın kırsal bölgelerde %32’ye kadar yükseldiği belirtilmektedir. GREVIO, en son araştırma verilerine göre Türkiye’deki kadınların %27’sinin hayatlarında en az bir kez ısrarlı takibe maruz kaldıklarını belirtmelerine karşın ısrarlı takibin Türk Ceza Kanunu’nda ayrı bir suç olarak tanımlanmadığını vurgulamaktadır.
Elde edilen diğer verilere göre, Avrupa'da erken yaşta evliliklerin en çok görüldüğü ülke olarak Türkiye ilk sırada yer almaktadır. Bu bağlamda, Türkiye'de 18 yaşından önce evlendirilen çocukların nüfusa oranı % 15 olarak kayıtlara geçmiştir. 2015 yılında 2 bin 892 çocuk gelin tespit edilirken, bu sayı 2016 yılında 2 bin 758 ve 2017 yılında ise 2 bin 335 olarak saptanmıştır.
2004 yılında hâlen Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde çoğunluğu teşkil eden AK Parti, çocuk istismarcılarının cezasını iki katına çıkarmış ve tecavüzcülerin mağdurları ile evlenmeleri durumunda cezadan kurtulmalarını sağlayan yasayı kaldırmıştı. Ancak daha sonra atılan yanlış adımlar nedeniyle, aradan geçen 16 yıla rağmen “çocuk gelinler” konusu ülkemiz için sorun olmaya devam etmektedir. Kadın Hakları aktivisti Av. Hülya GÜLBAHAR’ın konuya dair tespitleri aşağıdaki gibidir:
Temmuz 2009’da Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) yönetmelik değişikliğiyle lise ve ortaokul öğrencilerinin nişanlanmasını serbest bıraktı.
2012 yılında getirilen 4+4+4 parçalı eğitim sistemiyle ilk dört yıldan sonra kız çocuklarının okuldan alınmasının önü açıldı. Çocukların ilk 4 yıldan sonra din eğitimi adı altında çeşitli kurumlara yönlendirilmesi sağlandı.
Nisan 2012’de MEB, dinî eğitim veren, yurt ve pansiyon açan kurumların denetiminden sorumlu olmaktan çıkarıldı, bu görev Diyânet’e verildi. 2013’te dinî vakıf ve cemaatlerin açtığı kurs, yurt ve okullarda istismarlar ve yangın tehlikesine açıklık vb sorunlara rağmen, TCK’da yapılan bir değişiklikle kanuna aykırı eğitim kurumu açmak ve işletmek suç olmaktan çıkarıldı.
Mayıs 2015’te Anayasa Mahkemesi (AYM), çocuk yaşta evliliklerin ve erkek çok eşliliğinin önünü açan bir karar vererek resmi nikâh olmaksızın dinînikâh kıyan imam ve çiftlere ceza verilmesini öngören TCK maddesinin kaldırılmasına karar verdi.
Kasım 2015’te AYM çocuk cinsel istismarını düzenleyen 103. maddeyi iptal kararı verdi. Temmuz 2016’da verdiği ikinci iptal kararı ile çocuk cinsel istismarında 0-15 yaş arasında hem yaş, hem de ceza miktarı açısından bir ara kademe getirilmesini istendi. Böylece çocukların cinsel ilişkiye rıza yaşının 15’ten 12’ye indirilmesinin önü açılmış oldu. İptal gerekçelerinden biri ‘fiilden sonra mağdurun yaşının ikmâli ile fiilî birlikteliğin resmi evliliğe dönüşmesi ihtimali’ idi. Yani aslında ‘evlilik ihtimali’ denilerek hem bugünkü af tartışmalarının, hem de tecavüzcü ile evlilik düzenlemesinin geri getirilmesinin önü açılmış oldu.
Mayıs 2016’da Mecliste kurulan Boşanmaların Önlenmesi Komisyonu’nun hazırladığı taslak raporda, çocuk istismarcısının tecavüz ettiği çocukla 5 yıl boyunca ‘sorunsuz’ ve ‘başarılı’ bir evlilik sürdürmesi halinde denetimli serbestlikten yararlanması için yasal değişiklik yapılması ve mağdur ‘genç evlilerin’ sorunlarının çözülmesi isteniyordu. Bu taslak rapor küçük değişikliklerle TBMM’ye sunuldu ve kesinleşti.
17 Kasım 2016’da AKP’li milletvekilleri tarafından son dakikada TBMM genel kuruluna getirilen çocuklara yönelik cinsel istismar faillerinin, mağdurlar ile evlendiklerinde cezadan muaf olmasını öngören af teklifi önemli toplumsal tepkilere yol açtı ve geri çekilmek zorunda kalındı.
Aralık 2017’de Müftülüklere ve onların belirleyeceği dini görevlilere resmi nikâh kıyma yetkisi veren yasa, tüm tepkilere rağmen Meclis’te onaylandı. AYM de daha sonra CHP’nin yaptığı itirazı reddetti. Böylece erken ve zorla evlilikler ve erkeklerin çokeşliliğinin önündeki bir bariyer daha kaldırılmış oldu. Aynı düzenlemede Nüfus Kanunu’na annenin yaşı önemsenmeyip evlilik dışı doğan çocukların nüfusa kaydedilmesi konusunda getirilen bildirim kolaylıkları da bir başka sorun oldu.
Ekim 2019’da Adalet Bakanlığı çocuk istismarı ile ilgili verilerin yayımlanmasına son verdi. Bakanlık 2018 yılına ait verilerinde, ‘insan ticareti, çocuk düşürtme, pornografi, cinsel istismar’ gibi suç gruplarının istatistiklerini yayımlamadı; 2002 ve 2017 yılları arasındaki ayrıntılı verileri de erişime kapattı.
2019 yılında, çocuk istismarlarının açığa çıkarılmasında önemli yasal dayanaklardan biri olan ‘sağlık çalışanlarının bildirim yükümlülüğü’nü ortadan kaldırmak için Adalet Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığı’nın hazırlık yaptığına ilişkin duyumlar alınmaya başlandı. 2017 yılında, bir yönetmelik değişikliği yapılarak, çocuk cinsel istismarının açığa çıkarılmasında önemli rolleri olan rehber öğretmenlerinin görev tanımları değiştirildiğinden, sağlık çalışanlarının bildirim yükümlülüğünün ortadan kaldırılmasına ilişkin bu söylentiler ciddi toplumsal tepkilere yol açtı.
Koronavirüs ile mücadele kapsamında günlerdir konuşulan yeni infaz düzenlemesine ilişkin kanun teklifi, TBMM Genel Kurulunda kabul edilerek yasalaştı.Ancak, cinsel suçların kapsam dışında bırakıldığının açıklanması bizleri asla rehavete sürüklememeli. Zira yasa kapsamında, toplam 10 yıl ve daha fazla hapis cezasına mahkûm olanlar ile terör suçları, örgüt kurmak, yönetmek veya örgüte üye olmak suçları, örgüt faaliyeti kapsamında işlenen suçlar, kasten öldürme suçları, cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçlar ve uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçlarından mahkûm olanlar hakkında yapılacak açık ceza infaz kurumuna ayırmaya, denetimli serbestlik tedbiri uygulanarak cezanın infazına ve koşullu salıverilmeye ilişkin değerlendirmelerde idare ve gözlem kuruluna Cumhuriyet Başsavcısı veya belirleyeceği bir Cumhuriyet Savcısının başkanlık edeceği belirtilmektedir.‘Cinsel İstismara Evlilik Affı’ konusunun gündeme getirildiği 2016 yılından beri cinsel istismar davalarında “Mağdur şikâyetinden vazgeçti, birbirlerini seviyorlar, ailelerin rızası var, evlendiler, mahkûm edersek aile yapısı zarar görecek” gibi gerekçelerle beraat kararlarının arttığını unutmamalıyız. Örneğin, Elbistan Ağır Ceza Mahkemesi kendisinden 9 yaş küçük olan 12 yaşındaki kuzenini evlilik görüntüsü altında istismar eden ve olay gerçekleştiği zamanda kız çocuğunun yaşını bilmediğini savunan fâili beraat ettirmiş ve Yargıtay da oy çokluğuyla bu kararı onamıştı.
Yıllardır yapılan yanlış uygulamalar ile hukuk geçersiz kılınmakta, Medeni Yasa ve TCK devre dışı bırakılmaktadır.Çocuk ve kadınlara yönelik şiddetin, töre ve namus cinayetlerinin önlenmesiiçin alınacak tedbirlere ilişkin 2006/17 sayılı 4 Temmuz 2006 tarihli genelgenin neden uygulanmadığı sorgulanmalıdır. İlk imzayı koyduğumuz İstanbul Sözleşmesi’nin izleme organı olan GREVIO tarafından hazırlanan “Erken Yaşta ve Zorla Evliliklerle Mücadele Strateji Belgesi ve Eylem Planı’nın (2018-2023)” nerede olduğu sorulmalıdır.
TCK 103 kapsamında af getirilmesi girişimleri karşısında siyasi görüş farklılıklarını bir yana bırakarak bir araya gelen kadınlar, “Çocuk istismarının affı olmaz” diyerek bir kez daha tarihe not düşmüştür. Çocuk tecavüzcülerine af getirilmesine, tecavüzcü ile evliliğin tekrar yasalaştırılmasına karşı kararlı mücadele ile bir kez daha uçurumun kenarından dönülmüştür. Ancak bu konuya itiraz sadece kadınlara, kadın örgütlerine bırakılmamalı, tüm toplumun bir araya gelerek, bu akıl dışı, insanlık dışı girişimlerin kanunî zemine taşınması engellenmelidir.
IV. SONUÇ
Çocuk evliliklerinin pek çok sakıncası olmasına rağmen Türkiye’de oldukça yaygın bir uygulama olduğu görülmektedir. Ailenin ekonomik seviyesinin ve eğitim durumunun, aile içi şiddet ortamının, bireyin eğitim durumunun, aile içindeki huzursuzluğun, ailenin ve bireyin sahip olduğu kalıp yargıların, cinsiyetçi bakış açısının ve geleneksel uygulamaların kız çocuklarının erken evlendirilmesine ortam hazırladığı düşünülmektedir. Erken evlilikler, çocukların çocukluklarını ellerinden almakta, akranlarından uzaklaşmalarına, eğitim yaşamlarını yarıda bırakmalarına ve tam oluşmamış olan toplumsal kimliklerinde sorun yaşamalarına nedenolmaktadır. Çocuklara aile, ev, çocuk bakımı gibi sorumluluklar verilmekte olup bu çocuklar girdikleri ailelerde bir çeşit köle olarak kullanılabilmektedirler. Evlendirilen çocuklar evde sömürüye, her türlü şiddete-istismara(fiziksel, cinsel, duygusal) ve yoksulluğa açık hale gelmektedirler.
Erken evliliklerin bir başka sakıncası da gebelikten korunma yöntemleri hakkında yeterince bilgi sahibi olmayan kız çocuklarının istenmeyen gebelik yaşama riskinin yüksek olmasıdır. Ayrıca çocuk yaşta evlendirilen kızların daha fazlaHIV enfeksiyonuna maruz kaldıkları, postnatal depresyon risklerinin daha yüksek olduğu ve cinsel yaşamlarında sorun yaşadıkları bildirilmektedir.
Erken yaşta evlilikler o toplumun kalkınmasında en büyük hedefler olan yoksulluğun azaltılması, eğitimin yaygınlaştırılması, cinsiyet eşitliğinin sağlanması, çocuk yaşamlarının korunması ve sağlığın geliştirilmesinde bir engel olarak karşımıza çıkmaktadır. Erken ve zorla evliliklerin öncelikle bireyler, daha sonra toplum üzerinde trajik sonuçları meydana gelmektedir. Bu sonuçlar sağlıktan eğitime, toplumsal hayattan intiharlara kadar birçok alanda gerçekleşmektedir.
Önce bireysel sonuçlar olarak ortaya çıkan gelişmeler zamanla toplumsal bir niteliğe bürünerek, çözümlenmesi çok zor ve karmaşık problemler olarak sonuçlanmaktadır. Toplumda çocuklar ekonomik bir yük olarak değil toplumun değerli bireyleri olarak görülmelidir. Gençler bir ülkenin gelecek için fırsat pencereleridir. Bu fırsat pencerelerinden yararlanılabilmesi için genç nüfusunun eğitimli, sağlıklı ve yetenekli olması gerekir, kaldı ki bütün bunlar onların sahip olması gereken insan haklarıdır.